Sosyal medya platformlarında sıkça karşılaşılan ve " yüzü" olarak adlandırılan solgun cilt, göz altı halkaları ve yorgun bir ifade, yalnızca bir internet trendi değil. Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınlar, yoğun yaşam temposu ve stres nedeniyle yaşadıkları kronik yorgunluğu basit bir durum olarak görüp geçiştirebiliyor. Uzmanlar, kadınların her ay regl döneminde kaybettikleri demiri ihmal ettiklerini ve menopoz sonrası vücudun toparlanmasının uzun yıllar alabileceğini belirtiyor.

Demir, alyuvarlarda oksijen taşıyan hemoglobin proteininin üretiminde kritik bir rol oynar. Ferritin ise vücuttaki demir depolarını temsil eder. Hekimler genellikle ilk aşamada standart kan sayımı (hemoglobin) testine başvuruyor; ancak bu test, demir depolarının ciddi oranda tükenene kadar düşüş göstermiyor. Michigan Üniversitesi'nden Pediatrik Hematolog Dr. Angela Weyand, bu standart testlerin erken evredeki hastaları gözden kaçırdığını ifade ediyor. Ferritin ölçümü, demir depolarının durumunu en iyi şekilde yansıtan test olarak öne çıkıyor.

Mevcut tıbbi standartlar, ferritin seviyesinin mililitrede 30 nanogramın altına düşmesini olarak kabul etse de uzmanlar, belirti gösteren hastalarda bu alt sınırın 50 nanograma çıkarılması gerektiğini savunuyor. Singapur'da yapılan bir araştırmada, kendisini sağlıklı ve fit olarak tanımlayan 271 kadın koşucunun ferritin değerleri incelendiğinde, bu kadınların yüzde 48’inde demir eksikliği tespit edilmiştir.

Demir eksikliği yalnızca kan kaybı veya yetersiz ile ilgili değildir. Vücudun demiri emme kapasitesini etkileyen birçok tıbbi etken bulunmaktadır:

Mide ve Bağırsak Ameliyatları

Obezite cerrahisi gibi mide ve bağırsak yapısını değiştiren operasyonlar, emilim yüzeyini küçülterek demir emilimini olumsuz etkiler.

Sindirim Sistemi Hastalıkları

Çölyak, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi kronik bağırsak iltihapları ile H. pylori enfeksiyonları, bağırsak dokusuna zarar vererek demir geçişini engeller.

Mide İlaçları

Mide yanması ve reflü için yaygın olarak kullanılan asit baskılayıcı ilaçlar, demir emilimini azaltır.

Kronik İltihaplanma ve Hepcidin Engeli

Otoimmün hastalıklar, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği veya kanser gibi hastalıklardaki kronik iltihaplanma, vücutta hepcidin adı verilen bir hormonu yükseltir. Bu hormon, dışarıdan alınan demirin bağırsağın emilimini tamamen kapatmasına neden olur. Bu tür durumlarda, ağızdan alınan haplar etkili olmayabilir; bu nedenle hastalara doğrudan damar içi (IV) demir serumu uygulanması gerekebilir.

Tedavi süreci, demir eksikliğinin boyutuna ve altında yatan nedene bağlı olarak değişir. Ağızdan alınan demir hapları genellikle reçete edilse de bazı hastalarda ciddi mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabilir. Genellikle, gün aşırı 65 ila 100 miligram dozunda kullanım önerilmektedir. Üç ay sonunda kan değerlerinde düzelme görülmezse, damar içi serum tedavisine geçilmesi gerekebilir. Yale Tıp Fakültesi'nden Dr. Nate Wood, takviyelerin tek başına kök sorunu çözmediğini, kanama veya emilim bozukluğu gibi ana nedenlerin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Her hissinde doktora danışmadan demir takviyesine başlamak tehlikeli olabilir. Vücutta biriken fazla demir, eksikliği kadar halsizlik yaratabilir. Genetik olarak fazla demir emilimine yatkınlığı olan (hemokromatozis) bireylerde kontrolsüz takviye kullanımı, karaciğer, kalp ve pankreasta geri dönüşsüz hasarlara yol açabilir.

Kırmızı et ve deniz ürünlerinde bulunan hem demir, vücut tarafından en kolay emilen türdür. Bitkisel demir ise fasulye, mercimek, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda bulunur; ancak bu tür demirin emilimi daha zordur. Bitkisel demir içeren gıdaların, domates, narenciye, biber veya çilek gibi C vitamini zengini besinlerle birlikte tüketilmesi, emilim oranını artırır. Vejetaryenlerin, et tüketen bireylere kıyasla günlük ortalama iki kat daha fazla demir alması gerektiği unutulmamalıdır. Ayrıca, çay, kahve ve süt ürünleri demir emilimini baskıladığı için, demir açısından zengin öğünlerin en az iki saat öncesinde ve sonrasında bu gıdaların tüketilmemesi önerilir.