döneminin sona ermesiyle birlikte, Beyaz Saray'a gelecek olan liderlerin İsrail açısından yaratabileceği olumsuz senaryolar gündeme geliyor. 2028 yaklaşırken, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat cephede öne çıkan adayların, Washington-Tel Aviv ilişkilerini nasıl etkileyebileceği merak ediliyor. Adayların, yalnızca İsrail'e yönelik tutumları değil, aynı zamanda iktidara gelme ihtimalleri de dikkate alınarak bir analiz yapıldı. Bu bağlamda, adayların oluşturabileceği stratejik riskler sıralandı ve en düşük riskten en yüksek riske doğru bir liste oluşturuldu.

1. Yeni Demokratlar / Demokrat Parti

Demokrat Parti'nin ilerici kanadında yer alan Khanna, 2026 yılında yaptığı bir açıklamada, yakın gelecekte İsrail'in 'den alacağı mali ve askeri yardımların kaybedilebileceğini ifade etti. Khanna, Washington'un İsrail'i 'ırkçı' ve 'soykırım yanlısı' bir rejim olarak tanımlayabileceğini belirtti. Bu durum, İsrail için son derece olumsuz bir senaryo olarak değerlendiriliyor ve ABD'nin İsrail'e olan destek politikalarının sorgulanmasına yol açıyor. Bu tür açıklamalar, Washington-Tel Aviv ilişkilerinin geleceğini tehdit eden bir unsur olarak öne çıkıyor.

2. Merkez Sol Kanat / Demokrat Parti

Demokrat Parti'nin merkezine taşınan İsrail'e koşul koyma politikası, Newsom'un 2028 seçimlerinde öne çıkmasıyla daha belirgin hale geldi. Newsom, partinin en ciddi adaylarından biri olarak, İsrail'e yönelik sert bir tutum sergileyebilir. Bu durum, İsrail için orta-yüksek risk taşıyor. Merkez sol kanat, artık yalnızca ilerici ve sol kanadın politikası olmaktan çıkıp, partinin genel politikası haline geliyor. Bu değişim, İsrail'in gelecekteki destek alımını etkileyebilir ve bu bağlamda önemli bir değişim yaratabilir.

3. Demokratik Sosyalist Blok / Demokrat Parti

AOC, 2026'da ABD'nin İsrail'e desteği konusunda yapılan oylamalarda sürekli karşı oy kullandı. Başkan olması durumunda, koşulsuz askeri yardım modelini sona erdirebileceği konuşuluyor. Ancak, Demokratların adaylığını kazanmasının zorluğu, bu senaryonun gerçekleşme ihtimalini düşürüyor. AOC'nin bu tutumu, partinin içindeki tartışmaları daha da derinleştiriyor ve İsrail'e yönelik destek politikalarının geleceğini belirsiz kılıyor. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki stratejik konumunu da etkileyebilir.

4. 'Önce Amerika' Kanadı / Cumhuriyetçi Parti

Cumhuriyetçi adaylar arasında en favori isimlerden biri olan Vance, İsrail ittifakını desteklemekte ve bazı toplantılarda bu ilişkiyi övmektedir. Ancak dış müdahalelere karşı kuşkucu bir tutum sergiliyor ve İsrail'in Washington'un politikasını belirlemesine karşı çıkıyor. Bu durum, İsrail için yüksek risk oluşturuyor. Vance, Cumhuriyetçi Parti içinde öne çıkmasına rağmen, dış politika konularında daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Bu, Washington-Tel Aviv ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor.

5. Carlson / Cumhuriyetçi Parti

Carlson, Cumhuriyetçi Parti'yi mevcut haliyle desteklemeyeceğini belirtti. Bu durum, onu teknik olarak Cumhuriyetçi aday olarak sınıflandırmayı zorlaştırıyor. Ancak, İsrail açısından Amerikan sağındaki en radikal stratejik kopuşlardan birini temsil ediyor. İran savaşının, İsrail'in çıkarları için ABD'ye yükletildiğini savunuyor ve bu durum, Washington Post tarafından 2028 için bir 'sürpriz aday' olarak değerlendiriliyor. Carlson'ın bu radikal tutumu, İsrail ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu bağlamda, Carlson'ın tutumları, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerdeki tartışmaları derinleştiriyor.

Sonuç olarak, 2028 başkanlık seçimleri yalnızca kimin kazanacağı sorusuyla sınırlı değil; aynı zamanda bu seçimlerin İsrail üzerindeki etkileri de oldukça önemli. Adayların tutumları ve politikaları, Washington-Tel Aviv ilişkilerinin geleceğini şekillendirebilir. Adayların tutumları, yalnızca kendi partileri içinde değil, aynı zamanda uluslararası alanda da yankı uyandıracak gibi görünüyor. Bu nedenle, 2028 seçimlerinin sonuçları, sadece ABD'nin iç politikasını değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki dengeleri de etkileyecektir. Bu durum, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir ve ABD'nin Orta Doğu'daki rolünü yeniden şekillendirebilir.