Yemen'de İran destekli Husilerin gerçekleştirdiği hızlı ilerleme, 'daki güç dengelerini değiştirme potansiyeline sahip bir noktaya ulaştı. , Yemen'in Kızıldeniz kıyısı boyunca güneye doğru ilerleyerek, Boğazı üzerindeki etkilerini artırmış durumda. Cuma günü, Husilerin Yemen ile Afrika arasında yer alan Perim Adası'na ulaştığı bildirildi. Bu gelişme, bölgedeki deniz ticaret yolları açısından kritik bir öneme sahip.

Babülmendep'te Kritik Gelişme

Kızıldeniz'in güney girişinde bulunan Babülmendep Boğazı, Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin en önemli geçiş noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Husilerin bu bölgedeki ilerlemesi, boğazı gemi trafiğine kapatma riski taşıyor. Eğer bu durum gerçekleşirse, küresel enerji ve ticaret akışında ciddi sorunlar yaşanabileceği öngörülüyor. Babülmendep'in kapanması halinde, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 7'si ile dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin etkilenebileceği belirtiliyor. Bu durum, dünya ekonomisi açısından büyük bir risk oluşturuyor.

İran'ın Stratejik Avantajı

Husilerin Babülmendep üzerindeki kontrol sağlaması, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki stratejik avantajını pekiştirebilir. İran, ve İsrail'in bu yıl gerçekleştirdiği saldırılar sonrasında Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini aksatmıştı. Savaş öncesinde, küresel petrol arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyordu. Husilerin Babülmendep üzerinde kontrol sağlaması, İran'ın hem Hürmüz hem de Babülmendep üzerinden dünyanın iki önemli enerji geçiş noktasında ciddi bir stratejik avantaj elde etmesini sağlayabilir.

Suudi Arabistan İçin Alarm Zilleri

Husilerin Perim Adası'na ulaşması, açısından kritik bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıklar nedeniyle petrolünün önemli bölümünü Kızıldeniz limanlarından sevk eden Riyad yönetimi, Husilerin Babülmendep çevresindeki ilerleyişi nedeniyle yeni bir riskle karşı karşıya kalmış durumda. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede Husilere karşı Amerikan askeri desteği talep ettiği bildirildi. Bu durum, Suudi Arabistan'ın güvenliği açısından endişe verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

ABD'nin Zor Seçenekleri

Husilerin ilerleyişi, Washington yönetimini zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor. ABD'nin Husileri geri püskürtmek için bölgeye daha fazla askeri güç göndermesi, İran'la devam eden savaşın yanı sıra Yemen'de yeni bir askeri cephe açılması riskini doğuruyor. Washington'ın doğrudan müdahaleden uzak durması halinde, Husilerle mücadele büyük ölçüde Suudi Arabistan ve Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümetine bağlı güçlere kalacak. Bu durum, Husilere karşı yeni bir ABD operasyonunun, geçen yıl Washington ile grup arasında sağlanan anlaşmayı fiilen sona erdirebileceği anlamına geliyor. Söz konusu anlaşma kapsamında ABD bombardımanı durdurmuş, Husiler de Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırıları sonlandırmayı kabul etmişti.

ABD Ordusunun Kaynakları

Husilere karşı olası bir operasyon, ABD ordusuna ek yük getirebilir. Amerikalı yetkililere göre, Husilerle yeni bir çatışma, önemli miktarda deniz ve hava gücünün bölgeye yönlendirilmesini gerektirebilir. Husilere ait füze ve İHA'ların engellenmesi, ABD'nin hava savunma mühimmatı stokları üzerindeki baskıyı artırabilir. Trump yönetiminden üst düzey bir yetkili, ABD ordusunun Başkan'ın stratejik hedeflerini gerçekleştirmek için yeterli mühimmat ve kapasiteye sahip olduğunu savundu.

Küresel Ticaret İçin Büyük Risk

Husilerin ilerleyişi, yalnızca Yemen'deki savaşın seyri açısından değil, dünya ekonomisi açısından da yakından takip ediliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut sorunlara Babülmendep'in de eklenmesi halinde, petrol tankerleri ve ticari gemilerin alternatif güzergahlara yönelmesi gerekebilir. Bu senaryoda, İran ve müttefiklerinin dünyanın en önemli iki enerji geçiş noktasında aynı anda baskı kurabilmesi, petrol fiyatlarından küresel tedarik zincirlerine kadar geniş çaplı sonuçlara yol açabilecek en kritik senaryolardan biri olarak değerlendiriliyor. Husilerin bu bölgedeki ilerleyişi, Orta Doğu'daki güç dengelerini değiştirme potansiyeli taşıyor ve bu durum, bölgedeki ülkelerin stratejik planlamalarını da etkileyebilir.