9 Eylül 1922 tarihi, Türk ulusunun bağımsızlık mücadelesinde kritik bir dönüm noktası olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Bu tarihte İzmir, Yunan işgalinden kurtarılmış ve Mustafa Kemal Atatürk, bu zaferin ardından "Asıl savaş şimdi başlıyor" diyerek, gericiliğe, gerici eğitime ve toplumu sömüren tarikatlara karşı yeni bir mücadelenin başladığını vurgulamıştır. Bu savaş, toplumun çağdaşlaşması ve çağdaş uygarlıklar düzeyine ulaşması için gerekli olan zorlu bir savaştır.
Milli Mücadele'nin Başlangıcı
Milli Mücadele, 19 Mayıs 1919’da başlamış ve 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlanmıştır. I. Dünya Savaşı’nın galipleri, 1919 yılında Paris’te toplandıklarında, Türklerin Anadolu ve Trakya’dan atılmasını hedeflemişlerdir. Bu süreçte Yunan askerleri, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkmıştır. Türkiye, emperyalist güçlere karşı verdiği bu mücadelede, yalnızca Yunan işgal güçlerine değil, aynı zamanda bu güçleri destekleyen İngiltere gibi devletlere karşı da savaşmıştır.
Cephelerde Verilen Savaş
Milli Mücadele, dört ana cephede verilmiştir:
- Emperyalist devletlere karşı savaş.
- İşbirlikçi Padişah Vahdettin ve hükümetine karşı savaş.
- Dinsel duygulara dayalı isyanlara karşı savaş.
- Yunan işgal güçlerine, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Urfa'daki İngiliz ve Fransız işgal kuvvetlerine karşı verilen sıcak savaş.
Bu cephelerde Mustafa Kemal, stratejik kararlar alarak bu savaşı kazanmayı hedeflemiştir. Örneğin, Anadolu’da örgütlenmeye hız verilmesi, askeri depodaki silahların halka dağıtılması gibi adımlar atılmıştır. 8 Haziran 1919’da Anadolu’ya çıkışının 20. gününde Mustafa Kemal İstanbul’a geri çağrılmıştır. O dönemde Osmanlı Genelkurmay Başkanı olan Cevat Çobanlı Paşa, Mustafa Kemal’e, “Seni İngilizler çağırıyor” diye şifreli bir telgraf göndermiştir. Bu dönemde Mustafa Kemal, Amasya’ya geçerek, milli teşkilat hazırlıklarına devam etmiştir.
Kurumsallaşma Stratejisi
22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya İhtilal Bildirgesi, vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu belirtmiştir. Bu bildirge, Milli Mücadele’nin halkla bütünleşmesini sağlamak için önemli bir adım olmuştur. Bildirgede, milletin bağımsızlığının, milletin azim ve kararıyla kurtulacağı ifade edilmiştir. Sivas’ta bir kongre toplanacağı belirtilmiştir. Bu bildirinin ertesi günü, 23 Haziran 1919’da Mustafa Kemal görevinden azledilmiş ve 8 Temmuz 1919’da tutuklanması için emir yayımlanmıştır.
Erzurum ve Sivas kongreleri, kurumsallaşmanın sağlanmasını hedeflemiştir. Bu doğrultuda Temsil Heyeti’ni seçmiştir. Temsil Heyeti’nin en üst düzeyde somutlaşması ise 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile gerçekleşmiştir.
Milli Mücadele’nin Halkla Bütünleşmesi
23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, Milli Mücadele’nin halka yönelmesini ve gücünü doğrudan halktan almasını sağlamıştır. Ayrıca Meclis’e bağlı disiplinli ordunun kurulmasıyla, ülkenin dört bir yanında dağınık durumda bulunan Kuvayı Milliye birlikleri TBMM ordusu içinde birleştirilmiştir. I. ve II. İnönü savaşları ardından Sakarya Meydan Savaşı, Milli Mücadele’yi halka yayma ve 30 Ağustos taarruz savaşı için zaman kazanma savaşlarıdır.
Hatt-ı Müdafaa Yoktur Stratejisi
Üçüncü önemli savaş stratejisi “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” Sakarya Savaşı, bir ölüm kalım savaşıydı. Güç dengesi Yunanların lehineydi. Yunan işgal güçleri Ankara sınırlarına kadar gelmişti. En önemli askeri strateji, eldeki kısıtlı olanakları en doğru biçimde kullanmaktı. Milli ordu, yukarıda belirlenen strateji gereği savunma alanından taviz vermiyor, direniyordu. 22 gün 22 gece süren savaş kazanıldı. Artık Büyük Taarruz’un kazanılacağına ve “zafer”e ulaşılacağına inanılmıştı.
En Önemli Strateji İç Cepheyi Sağlam Tutmak
30 Ağustos günü, Atatürk’ün iç cephe konusundaki görüşleri önem kazanmıştır. Mustafa Kemal, Nutuk’ta "Asıl olan iç cephedir. Bu cephe, bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir" demiştir. Düşmanlar, iç cepheyi yıkmak için asırlardır çalışmaktadırlar. Bütün dünya harp akademilerinde üçlü güç stratejisinde en önemli unsur “silahlı güç”, “ordu” olarak kabul ediliyordu. Ancak Atatürk, silahlı güçten önce “millete”, “iç cepheye” önem vermiştir. Sonunda 30 Ağustos Savaşı ile işgalci Yunan güçleri püskürtüldü. 9 Eylül 1922’de tüm Ege bölgesi ve İzmir yabancı işgalden kurtuldu.
Yeni Dönemin Başlangıcı
9 Eylül zaferi, Türk ulusunun yeniden doğuşunu simgeler. Bu tarihten sonra Atatürk, çağdaşlaşma ve uygarlık yolunda ilerleme hedefini belirlemiştir. 9 Eylül’den 1 ay 20 gün sonra, 600 yıllık saltanat kaldırılmış ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir. 3 Mart 1924’te halifelik kaldırılmış ve din devletine son verilmiştir. Atatürk, uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmanın yaşam koşulu olduğunu belirtmiştir. Türk toplumu, Cumhuriyetin temel ilkelerini ve Aydınlanma Devrimlerini içtenlikle benimsemiştir. Bu aydınlık yoldan hiçbir güç ayıramayacaktır. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Aydınlanma Devrimleri, yaşasın çağdaşlaşma.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.