Türkiye, şu anda kritik bir dönüm noktasında. İktidarın seçimlerde elde ettiği gücü yeterli görmemesi ve bunun ötesine geçme çabaları durumu daha karmaşık hale getiriyor. Üsküdar'da, 31 Mart 2024'te Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından kazanılan belediyede, başkan Sinem Dedetaş'ın tutuklanmasının ardından yapılan başkanvekilliği seçiminde, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adayı Ziya Gültekin'in seçilmesi dikkat çekti. Bu süreçte, tutuklamalar ve meclis üyelerine yönelik baskılar, seçim oyunları ile birleşerek hukukun uygulanabilirliğini sorgulatıyor.
Hukukun Eşit Uygulanması Sorunu
Bir belediye başkanının suç işlemesi durumunda soruşturulması ve ceza alması elbette gereklidir. Ancak, hukuk devletinin temel sorunu yalnızca suçun varlığı değil, aynı zamanda hukukun iktidara ve muhalefete eşit bir şekilde uygulanmasıdır. AP yazarı Amor, bu durumu "Demokrasiyle alay etme, apaçık iktidar gasbı" şeklinde tanımladı. Siyaset bilimi açısından, sandıkta kazanılamayan yollarla iktidar elde edilmesi, demokratik temsili ortadan kaldırıyor.
Soruşturmalar ve Tutuklamalar
Son aylarda, birçok CHP'li belediye başkanı hakkında soruşturma ve tutuklama işlemleri gerçekleştirildi. Bu durum, AKP'nin bir operasyonu olarak değerlendiriliyor. Aynı fiile aynı hukukun uygulanıp uygulanmadığı sorusu gündeme geliyor. İşlemler, siyasi bağlamlara göre değişiklik gösteriyor ve bu durum, hukukun silah haline gelmesi anlamına geliyor. Hâkimler ve savcılar, bu durumu görmezden geliyor gibi görünüyor.
İfade Özgürlüğü ve Hukukun İhlali
Emekli Amiral Türker Ertürk'ün sosyal medya paylaşımı nedeniyle yargılandığı dava, ifade özgürlüğü açısından kabul edilemez bir durum olarak değerlendiriliyor. Ertürk'ün avukatı, duruşma sonrası yaptığı açıklamada, müvekkilinin suçsuz olmasına rağmen tutukluluğunun devamına karar verildiğini belirtti. Bu durum, Türk halkının yargı organlarının iktidarın politikalarının aracı olarak kullanıldığını anlaması gerektiğini ortaya koyuyor.
İktidarın Korkusu ve Toplumun Tepkisi
İktidarın eleştiriden korkmaması gerektiği, hukukun bir susturma aracı haline getirilmemesi gerektiği vurgulanıyor. AİHM ve AYM içtihatları, bu konuda oldukça nettir. H. Arendt’in sözleriyle, "İktidar ve şiddet birbirinin karşıtıdır". Meşru siyasal iktidar, toplumun rızasına dayanmalıdır. Ancak Cumhur İttifakı, bu rızayı zorla dayatıyor gibi görünmektedir.
Seçimlerin Geleceği ve Toplumun Rolü
Erdoğan'ın ne yapmak istediği belirsizliğini korurken, siyaset bilimi, liderlerin niyetlerinden çok, kurumlar üzerindeki sonuçlara odaklanıyor. Son dönemdeki gelişmeler, muhalefete yönelik yoğun soruşturmalar ve tutuklamalar, demokratik kurumların etkisizleştirilmesi tehlikesini ortaya koyuyor. Demokrasilerin, tanklarla değil, seçilmiş iktidarların demokratik kurumları aşındırmasıyla yok olduğu uyarısı, bu durumu net bir şekilde özetliyor.
Ekonomik Durum ve Hukuk
Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31.51 olarak kaydedildi. Yeni Orta Vadeli Program (OVP) ise enflasyonu 2026 sonunda yüzde 28.4’e, 2027’de yüzde 21’e ve 2028’de yüzde 13.5’e indirmeyi hedefliyor. Ancak bu hedeflerle gerçekleşmeler arasında ciddi bir sapma olduğu gözlemleniyor. Enflasyon, yalnızca ekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda toplumun yaşam standardını da etkileyen bir unsurdur. Hukukun ve demokratik kurumların varlığı, ekonomik istikrar için hayati öneme sahiptir.
Dış Politika ve Stratejik Tutarlılık
Türkiye’nin dış politikası, özellikle Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması gibi konularda riskler barındırıyor. Müttefiklerin savaşlarının Türkiye’nin savaşına dönüşme olasılığı, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durum. Türkiye’nin NATO üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkileri, stratejik tutarlılık açısından önemli bir mesele olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Türkiye’nin çıkış yolu, güçlü bir tek adamdan ziyade, güçlü kurumlar oluşturmaktan geçiyor. Bağımsız yargı, güçlü bir TBMM, özgür basın, adil seçimler ve hesap verebilir bir kamu yönetimi, ülkenin geleceği için kritik öneme sahip. Erdoğan sonrası dönemde, sınırsız ve sorumsuz bir gücün kullanılmaması için toplumun örgütlenmesi ve bu kırılmanın farkına varması gerekmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin hukukun üstünlüğünü sağlaması ve demokratik değerleri koruması, gelecekteki istikrarı için hayati bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Toplumun bu durumu kavrayarak harekete geçmesi, uzun vadede demokratik bir düzenin tesis edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Türkiye, yalnızca seçimlerin değil, aynı zamanda hukukun da nasıl bir devlet olarak yaşayacağına dair bir karar vermek zorunda. Sandık henüz ortadan kalkmış değil ama sandığın işlevini korumak için bugün harekete geçmezsek, yarın sandık gelse bile sonucu ülkeyi değiştirmediği bir rejimle karşılaşabiliriz. AKP/RTE bu kumarı oynuyor, asıl tehlike budur. Halkın örgütlenerek bu kırılmayı kavraması sağlanmalı. Siyaset kurumu, basın, üniversite, demokratik kitle örgütleri ve aydınlara ivedi tarihsel yükümlülük düşmektedir.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.