Son zamanlarda Türkiye'de siyasetçilerin partiler arası geçişleri sıkça gözlemleniyor. Bu durum, ideolojik olarak birbiriyle uyumsuz olan gruplara katılanların, adeta bir altın gününe katılıyormuş gibi mutlu pozlar vermesiyle dikkat çekiyor. Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı Hacıyatmaz, bu aktörlerin durumunu ele alan önemli bir eser. Hacıyatmaz, yalnızca belirli bir dönemin siyasi hayatını hicvetmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’de siyasetin çevresinde oluşan ve zamanla kalıcılaşan bir politikacı tipinin keskin bir portresini sunuyor. Bu tip, devrilse bile yeniden doğrulabilen bir karakteri temsil ediyor. İktidarlar, partiler ve siyasi dengeler değişse de bu politikacı, her yeni koşula uyum sağlayarak ayakta kalmayı başarıyor.
Bu politikacı tipinin en belirgin özelliği, güçlü bir ideolojik altyapıya ve siyasi omurgaya sahip olmamasıdır. Siyaset, onun için bir dünya görüşünü veya toplumsal ideali hayata geçirmenin aracı olmaktan çok, iktidara yaklaşmanın ve kişisel konumunu korumanın aracı haline geliyor. Bu nedenle, dün savunduğu görüşlerin bugün karşısında durması veya eleştirdiği güçlerin yanında yer alması mümkündür. Onun için belirleyici olan düşüncenin doğruluğu değil, hangi düşüncenin kendisine güç ve mevki sağlayacağıdır. Başkut’un çizdiği bu tipte, ilkenin yerini çıkar, düşüncenin yerini fırsatçılık alıyor.
Hacıyatmaz Metaforu
Hacıyatmaz, yalnızca komik bir benzetme değil; aynı zamanda siyasi karakterin yokluğunu anlatan güçlü bir simgedir. Politikacı düşmez, çünkü her düşüşte yönünü değiştirerek yeniden ayağa kalkmayı bilir. Ancak Başkut’un eleştirisi, yalnızca politikacıyla sınırlı değildir. Onun çevresinde, gücü alkışlayan, iktidardan yararlanmak isteyen, eski yöneticileri terk edip yeni yöneticilere yaklaşan dalkavuklar ve çıkar çevreleri de bulunmaktadır. Bu durum, siyasi yozlaşmayı tek bir kişinin etik sorunu olmaktan çıkararak bir ilişki biçimine dönüştürüyor.
İdeolojik çerçevenin geri çekildiği bir ortamda, siyaset program ve toplumsal amaçlardan çok, kişilere ve konjonktürel ittifaklara yaslanabiliyor. Böyle bir ortamda siyasetçi, belirli ilkelerin ve toplumsal hedeflerin taşıyıcısı olmaktan uzaklaşıp, değişen güç dengelerine göre pozisyon alan bir aktöre dönüşme heyecanına kapılıyor. Ne yazık ki, ideolojik yoksunlukla siyasi kararları birbirine bağlayan tutarlı bir değerler ve amaçlar bütününün bulunmaması, siyasetçiyi kişisel çıkarlarını güçlendirme pozisyonuna itiyor. İdeolojik zeminin zayıflamasıyla bireysel çıkar arasındaki ilişki belirginleşiyor. Bir siyasetçi, kendisini bağlayan ilkelerden ve temsil ettiği toplumsal kesimlere karşı sorumluluktan uzaklaştıkça, siyasi başarının ölçüsünü de bireysel çıkarlarında arıyor.
Siyasi Hedefler ve Bireysel Çıkarlar
Amaç, savunulan düşüncenin hayata geçirilmesinden çok, makamı korumak, iktidara yaklaşmak, aday olmak, görünürlük kazanmak veya siyasi kariyeri sürdürmek haline geliyor. Ancak mesele, aday gösterirken yalnızca güvenilir kişiyi bulmak değil; aynı zamanda onun sağlam bir örgütlenme biçimi ile ideolojik tabana sahip olup olmadığını sorgulamadan hareket etmek. Şu anda, eş dost siyaseti ile değil, örgütlenmeyi dik tutarak ve adamakıllı idare sağlayarak ilerlemek mümkün olabilir. Eğer bu kadar büyük savrulma karşısında özeleştiriden yoksun davranışlarla ilerlenirse, o temsiliyete de güven azalır.
Nelson Mandela, apartheid rejimine karşı mücadelesinin sonucunda 27 yıl hapis yatmasına rağmen temel siyasal taleplerinden vazgeçmedi. Willy Brandt, yakın çalışma arkadaşlarından Günter Guillaume’un Doğu Alman ajanı olduğunun ortaya çıkmasının ardından 1974’te başbakanlıktan istifa ederek siyasi sorumluluk üstlendi. Türkiye siyasal tarihinde de Bülent Ecevit’in 12 Eylül sonrasında siyasi faaliyet yasaklarına rağmen görüşlerini savunmayı sürdürmesi ve bu nedenle hapis cezalarıyla karşılaşması, siyasetin kişisel bir bedeli olduğunu gösteren örneklerden biridir. Mustafa Kemal’in hakkında idam kararı bulunmasına rağmen memleketi öne alarak İstanbul siyasetine boyun eğmemesi de kaderimizi değiştiren bir durumdur. Buradaki mesele, siyasetin bir ilke meselesi olduğunda kişinin kendi çıkarıyla savunduğu değer arasında seçim yapabilmesidir. Şu anda cezaevinde çeşitli nedenlerle bulunan siyasetçiler de bedel ödeyenlerdir.
Güncelliğin Nedeni
Hacıyatmaz’ın güncelliği, ideolojik ve ahlaki bir zemine dayanmayan siyasette kişilerin ve söylemlerin değişmesine rağmen politik davranış biçiminin değişmemesinden kaynaklanıyor. İlkesizlik, adeta bir madalya gibi taşınıyor. Bu durum, siyasi arenada etik değerlerin zayıflaması ve bireysel çıkarların ön plana çıkmasıyla daha da belirgin hale geliyor. Siyaset, kişisel çıkarlar peşinde koşan aktörlerin elinde şekillenirken, toplumun ihtiyaçları ve idealleri göz ardı ediliyor. Sonuç olarak, bu tür bir siyasi ortamda, gerçek anlamda bir değişim sağlamak oldukça zorlaşıyor.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.