(TUNCELİ) - EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Pülümür'de maden projelerine karşı direniş gösteren köylülerle bir araya geldi. Bu toplantıda, Tunceli'de uzun yıllardır devam eden ekonomik, sosyal ve ekolojik sorunlar ile yeni maden projeleri hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. Karaca, burada yaptığı açıklamada, Tunceli'de yaşanan sorunların günümüzde ortaya çıkan bir durum olmadığını vurguladı. Özellikle köy boşaltmaları, hayvancılığın azalması, köy okullarının kapatılması ve göçün artması gibi durumların bölgenin insansızlaşmasına yol açtığını ifade etti.
Karaca, "Bu çöküş, bugün yaşadığımız meseleler bir anda ortaya çıkmadı. Buradaki herhangi bir köylü, bu çökertme operasyonunun adım adım nasıl devlet ve sermaye tarafından uygulandığını Meclis'teki herhangi bir vekilden çok daha iyi anlatır. Çünkü yaşadı, biliyor" dedi.
Maden Projelerinin Kapsamı
Karaca, maden projelerinin yalnızca Tunceli ile sınırlı olmadığını belirterek, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde maden sahalarının genişletildiğine dikkat çekti. "Bütün memleketi ama özellikle Kürt illerini ve bir bütün olarak coğrafyamızı Karadeniz'e doğru büyük bir açık maden sahası haline getirme operasyonuyla karşı karşıyayız" şeklinde konuştu. Maden politikalarının yerel bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Karaca, bölgede yaşanan gelişmelerin Orta Doğu'daki savaşlar, enerji yolları ve emperyalist rekabetle bağlantılı olduğunu ifade etti. Karaca, "Bizim küçük köyümüzün maden meselesi Hürmüz Boğazı'na, Lübnan'daki tartışmaya, Suriye'deki gelişmelere, Akdeniz'deki enerji ve güç mücadelesine bağlanıyor" dedi.
Maden Sahalarının Genişletilmesi
Karaca, maden sahalarının genişletilmesine dair rakamların tehlikenin boyutunu gösterdiğini belirtti. 1-7 Eylül tarihleri arasında 6 bin 500 hektarlık alanın madenler için satıldığını kaydeden Karaca, "Bir haftada 40 bin futbol sahası kadar alan madenler için satıldı. Bunu biliyorduk zaten. Çünkü bu satışların kolaylıkla yapılabilmesini sağlamak için geçtiğimiz üç yıl içerisinde parça parça onlarca maden yasası geçirdiler" değerlendirmesinde bulundu. Yasal düzenlemelerle halkın ve bilim insanlarının itiraz mekanizmalarının zayıflatıldığını savunan Karaca, bilimsel raporların ve uzman görüşlerinin dikkate alınmamasının önünün açıldığını ifade etti.
Mücadelenin Önemi
Karaca, mücadelenin yalnızca birkaç köy veya kurumla sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekerek, "Tek bir köyün, üç köyün, beş köyün, yedi köyün, altı derneğin, üç platformun baş edemeyeceği bir durumla karşı karşıyayız" dedi. Ancak mücadelede umutsuzluğun değil, örgütlenmenin ön plana çıkarılması gerektiğini vurguladı. "Asıl güç biziz. Asıl güç o derdi yaşayanlar. Asıl güç gerçekten de bu topraklarda o maden şirketleri buraları talan ettikten sonra artık yaşayacak hiçbir yer bulamayacak olanların ta kendisi" diye konuştu.
Karaca, maden projelerine karşı farklı bölgelerde yürütülen mücadelelerin deneyimlerinin paylaşılması gerektiğini belirterek Varto'daki mücadeleyi örnek gösterdi. Varto'da halkın mücadeleye bir anda dahil olmadığını, köy köy gezerek, ev ev gezerek örgütlendiklerini ifade etti.
TBMM ve Yerel Mücadele
TBMM'nin ekim ayında açılmasıyla birlikte maden sahalarına ilişkin yürütülen mücadelelerin gündeme taşınması için çalışma yapılmasını öneren Karaca, imza kampanyaları ve hazırlanacak raporların diğer muhalefet partilerine ulaştırılmasını teklif etti. Mücadelenin esas olarak yerelde güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Karaca, "Mesele Meclis değil, mesele yaşadığımız yerin ta kendisinde örgütlü olmak. Burada güçlenirsek orada sesimiz daha güçlü çıkacak" dedi.
Karaca, Ankara'ya taşınan pek çok mücadelenin yerelde yeterince güç oluşturulamadığında karşılık bulamadığını belirterek, şunları kaydetti: "Biz kendi ayağımızı bastığımız yerde, karnımızı doyurduğumuz yerde, geleceğimizi kurduğumuz yerde bir güç olmadığımız ve orayı tutmadığımız sürece Ankara'nın gözü de kulağı da bütün dertlere kapalı. Köylülerin, arıcının, üreticinin, toprak ekenin, toprak ekme gücü olmayıp yine de o köyde yaşamaya çalışanların, başka yerlere göç etmiş gençlerin hepsini bir arada örgütleme zorunluluğu var. Bu havzayı bir bütün olarak bu gözü doymaz maden şirketlerine, onları kollayan yerel yöneticilere ve onların üstündeki merkezi yönetime karşı birleştirmeyi boynumuzun borcu görüyoruz."
Maden Tehditleri ve Yerel Sorunlar
Toplantıda söz alan bölge sakinleri ve üreticiler, maden tehdidinin yanı sıra mera alanlarının kullanımı, su kaynaklarının zarar görmesi, arıcılığın karşı karşıya olduğu sorunlar ve yerel yönetimlerin tutumuna dikkat çekti. Bölgede maden faaliyetlerinin yeni olmadığını belirten bir katılımcı, Karagöz ve Bağırpaşa'dan Ovacık'a, Kemaliye ve Divriği'ye uzanan geniş bir coğrafyada yıllardır süren madencilik faaliyetlerinin dağları ve doğal yaşamı tahrip ettiğini söyledi. Maden arama faaliyetlerinin yalnızca ruhsat verilen alanlarla sınırlı kalmadığını belirten bir yurttaş, çalışmalar sırasında toprağın ve arazinin yapısının değiştirildiğine dikkati çekti.
Maden sahalarının işletmeye dönüşmesiyle birlikte su kaynaklarının da tehdit altında olduğunu ifade eden katılımcılar, özellikle Bağırpaşa bölgesindeki yoğun maden faaliyetlerinin kaynak sularının yönünü değiştirme ve kurutma riski taşıdığını dile getirdi. Arıcılık yapan bir yurttaş ise maden faaliyetlerinin yanı sıra mera ve yayla alanlarının kullanımındaki sorunların üretimi zorlaştırdığını belirtti. Bölgenin önemli bir arıcılık alanı olduğunu ifade eden üretici, artan yoğunluk nedeniyle arı konaklama alanlarının daraldığını ve üretim veriminin düştüğünü söyledi.
Eski bir muhtar olduğunu belirten bir katılımcı, köylere ait mera, tarla ve diğer alanların kullanımında ciddi sorunlar yaşandığını söyledi. Yerel yöneticilerin ve muhtarların bu sorunlar karşısında daha fazla sorumluluk alması gerektiği vurgulandı.
Ekolojik Tahribat ve Yerel Yönetim
Maden faaliyetlerinin ekolojik tahribatlarının yanı sıra yerel yönetimlerin bu konudaki tutumları da toplantıda gündeme geldi. Katılımcılar, yerel yöneticilerin maden projelerine karşı yeterince duyarlı olmadığını ve halkın taleplerini göz ardı ettiğini ifade ettiler. Bu durum, köylüler arasında büyük bir rahatsızlık yaratmakta ve yerel yönetimlerin halkla olan ilişkilerini zayıflatmaktadır.
Karaca, bu tür sorunların çözülmesi için yerel yönetimlerin daha aktif bir rol oynaması gerektiğini vurguladı. Maden projelerine karşı verilen mücadelenin, sadece köylülerin değil, tüm toplumun ortak meselesi olduğunu belirterek, bu konuda daha fazla dayanışma ve iş birliği gerektiğini ifade etti.
Karaca, "Bu mücadele, sadece birkaç köyün değil, tüm toplumun ortak mücadelesidir. Bizler, bu topraklarda yaşayan insanlar olarak, geleceğimizi korumak için bir araya gelmeliyiz. Maden şirketlerinin baskılarına karşı durmalıyız" diyerek sözlerini tamamladı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.