TÜRK Mühendis ve Mimar Odaları Birliği () Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Yücel, 2000-2024 yılları arasında küresel plastik üretiminin yüzde 84 oranında artarak 430 milyon tona ulaştığını belirtti. Yücel, mevcut politikaların devam etmesi durumunda ve atık oluşumunun 2060 yılına kadar üç katına çıkabileceğini ifade etti. Bu durum, plastik kirliliğiyle mücadelede ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Geri Dönüşüm ve Tüketim Azaltma

Yücel, plastik kirliliğiyle mücadelede geri dönüşümün yanı sıra gereksiz ve tek kullanımlık plastik tüketiminin azaltılmasının da büyük önem taşıdığını vurguladı. Küresel ölçekte artan plastik üretimi, çevrede biriken mikroplastiklerin ekosistemler üzerindeki etkisini büyütüyor. Bu nedenle, plastik kirliliğiyle başa çıkmak için sadece geri dönüşüme odaklanmanın yeterli olmayacağına dikkat çekti.

Plastik Üretiminde Türkiye'nin Yeri

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yücel, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı'nın (PAGEV) 2025 yılı Türkiye Plastik Sektör İzleme Raporu'na göre Türkiye'de yıllık plastik mamul üretiminin yaklaşık 10 milyon ton düzeyinde olduğunu bildirdi. Bu miktarın yaklaşık 4 milyon tonunun, yani yüzde 40'ının plastik ambalaj ürünleri oluşturduğunu belirtti. İç pazardaki plastik mamul tüketiminin ise yaklaşık 8 milyon ton seviyesinde olduğunu ifade etti. Ancak, üretilen veya tüketilen plastik miktarının tamamının aynı yıl içinde plastik atığa dönüştüğü anlamına gelmediği de vurgulandı.

Mikroplastiklerin Tehditleri

Yücel, çevrede kalan plastiklerin güneş ışınları, sıcaklık değişimleri, rüzgar, dalga hareketleri ve fiziksel aşınma gibi etkenlerle giderek daha küçük parçalara ayrıldığını belirtti. Bu küçük parçalar, 5 milimetreden küçük olan ve daha da küçük olan nanoplastikler olarak adlandırılıyor. Lastik aşınması, sentetik tekstil lifleri, boya ve kaplamalar, tarımsal plastikler, ambalajlar ve düzensiz depolama gibi faktörler mikroplastiklerin önemli kaynakları arasında yer alıyor. Bilimsel araştırmalar, mikroplastiklerin atmosferde, yağmur suyunda, toprakta, denizlerde ve canlılarda yaygın olarak bulunduğunu ortaya koyuyor. Mikroplastikler, akarsu, göl ve denizlere taşınarak canlılar tarafından alınabiliyor ve bu durum fiziksel hasar ve beslenme bozukluğuna yol açabiliyor. Ayrıca, mikroplastikler besin ağı boyunca taşınabiliyor.

Ormanlar ve Mikroplastikler

Yücel, ormanların da atmosferde taşınan mikroplastikleri yaprak ve ibre yüzeylerinde tutarak bir filtre görevi gördüğünü ifade etti. Ancak, tutulan parçacıkların yağış ve yaprak dökümüyle orman toprağına aktarılması, ormanları potansiyel bir mikroplastik birikim alanına dönüştürebiliyor. Bu durum, ekosistemler üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabilir.

Kalıcı Kirleticiler ve Yangın Riski

Yücel, orman alanlarına komşu veya orman sınırlarında kurulan ve atık tesislerinin, artan sıcaklık, kuraklık ve yangın riskiyle birlikte çift yönlü tehlike oluşturduğunu belirtti. Bu tesislerde meydana gelen yangınlarda, partikül madde, karbon monoksit, azot oksitler, PAH'lar ve PCB'lerin yanı sıra klorlu plastiklerin yanması sonucu dioksin ve furan gibi kalıcı kirleticilerin açığa çıkabileceğini ifade etti. Bu kirleticilerin hava, su, toprak ve vejetasyon üzerinde kısa ve uzun vadeli olumsuz etkilere yol açabileceği vurgulandı. Plastik kirliliğinin azaltılması için gereksiz ve tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, yeniden kullanım ve yeniden dolumun yaygınlaştırılması, dayanıklı ürün tasarımının teşvik edilmesi ve üretici sorumluluğunun esas alınması gerektiği önerildi. Ayrıca, geri dönüşüm tesislerinde atık türüne göre güvenli stok sınırları, termal izleme, yangın suyu tutma havuzları ile emisyon ve toprak-su izleme planlarının zorunlu olması gerektiği de ifade edildi.