Devlet Başkanı Şi Cinping, 2 Eylül 2026 tarihinde Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmede, için kapsamlı bir "yeni mimarisi" önerisinde bulundu. Bu öneri, Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından dört ana madde halinde açıklandı:

  1. Bölge Ülkelerinin Rolü: Ortadoğu’nun güvenliğini belirleyecek olanın bölge ülkeleri olması gerektiği vurgulandı. Bu, bölge halklarının kendi kaderlerini tayin etme hakkını ön plana çıkarıyor.
  2. Bütüncül Çözüm: Sorunların tek tek değil, bütünsel bir yaklaşımla ele alınması gerektiği ve meselesinin her zaman merkezde tutulması gerektiği ifade edildi. Bu durum, bölgedeki istikrar için kritik bir unsur olarak değerlendiriliyor.
  3. Ekonomik Kalkınma: Güvenliğin, ekonomik kalkınma ile temellendirilmesi gerektiği belirtildi. Bu, ekonomik işbirliğinin güvenliği artıracağına dair bir inancı yansıtıyor.
  4. Uluslararası Hukuk: Bir BM ve uluslararası hukuk merkezli sistemin kurulması gerektiği önerildi. Bu, uluslararası normlara dayalı bir güvenlik yapısının önemini vurguluyor.

ABD ve Çin'in Yaklaşımlarındaki Farklar

Şi’nin önerisi, 2022 yılında gerçekleştirilen Çin-Arap Zirvesi'nde ortaya konan "ortak, kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir Ortadoğu güvenliği" önerisinin geliştirilmiş bir versiyonu olarak değerlendiriliyor. Pekin, Ortadoğu’da merkezli güvenlik düzeni yerine, bölge ülkeleri merkezli bir ortak güvenlik düzeni öneriyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı ortak savunma anlaşması, Çin’in önerdiği yeni güvenlik mimarisi ile örtüşüyor. Ancak Türkiye ve Suudi Arabistan’ın bu ittifakı, ABD ile olan ilişkilerinin tamamlayıcısı olarak sunmaları önemli bir sorun teşkil ediyor.

İki Ülkenin Güvenlik Anlayışları

ABD ile Çin’in Ortadoğu’ya yönelik güvenlik mimarisi yaklaşımları arasında belirgin farklılıklar bulunuyor:

  1. Sistemin Merkezi: ABD, bölgedeki askeri ve siyasi varlığını ve ikili ittifaklarını sistemin merkezi olarak görüyor. Buna karşın, Çin, bölge ülkelerinin kendilerini bu sistemin merkezine koyuyor ve halkların kendi işlerinin efendisi olması gerektiğini savunuyor.
  2. İsrail’in Rolü: ABD, İsrail’i bölgesel stratejisinin en önemli ortağı olarak değerlendiriyor ve güvenlik mimarisini bu doğrultuda şekillendiriyor. Çin ise İsrail’e özel bir rol vermiyor ve güvenliği tüm bölge ülkelerinin ortak güvenliği üzerinden tanımlıyor.
  3. İran’ın Yeri: ABD, İran’ın bölgesel etkisini sınırlamayı hedefliyor. Ancak Çin, İran’ın dışlanmasını öngören bir güvenlik sistemine karşı çıkıyor ve İran’ı bölgesel güvenlik düzeninin temel bir parçası olarak görüyor.

Filistin ve Dış Güçler

  1. Filistin Sorunu: ABD için Filistin meselesi, İsrail-Arap normalleşmesinin bir parçası olarak ele alınıyor. Şi, Mısır’da yaptığı açıklamada, "Filistin sorunu Ortadoğu sorununun merkezinde kalmaktadır ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir" dedi. Bu durum, Filistin meselesinin çözümünün bölgedeki barış için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
  2. Dış Güçler: ABD, bölgedeki güvenliği sağlamak için doğrudan müdahale eden bir aktör olarak öne çıkıyor. Şi, dış güçlerin müdahalesine karşı çıkılması gerektiğini savunuyor ve bölgenin güvenliğinin iç dinamiklerden sağlanması gerektiğini belirtiyor. Bu, bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını koruma çabalarını destekliyor.

Güvenlik ve Kalkınma İlişkisi

  1. Güvenlik ile Kalkınma: ABD’nin güvenlik anlayışı askeri caydırıcılık ve ittifaklara dayanırken, Çin kalkınmayı güvenliğin temeli olarak görüyor. Ekonomik çıkarların bütünleşmesi gerektiğini vurguluyor, bu da karşılıklı güvenin artırılmasına katkı sağlayabilir.
  2. Uluslararası Düzen: ABD’nin güvenlik mimarisi, ABD liderliğindeki ittifaklar ve çok taraflı güvenlik ortaklıkları üzerine kuruluyken, Çin bunu BM Şartı ve uluslararası hukuk ile egemenlik ve toprak bütünlüğünün toplamı olarak tanımlıyor. Şi, dış güçlerin "çifte standartları" terk etmesini talep ediyor, bu da uluslararası ilişkilerde adalet arayışını öne çıkarıyor.

Stratejik Özerklik

ABD’nin güç kaybı ve Çin’in artan etkisi, Ortadoğu’daki zıtlıkları ve çok kutuplu bir dünyanın inşasını beraberinde getiriyor. Bu durum, bölge ülkelerine stratejik bir manevra alanı sunuyor. 20. yüzyılda İngiliz ve ABD emperyalizminin etkisi altında kalan bölge ülkeleri, artık "stratejik özerkliklerini" kazanma fırsatı buluyor. Bu, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve kalkınma politikalarını belirlemeleri için bir dönüm noktası olabilir.