Uzman Görüşleri

Bölgesi'nde beklenen büyük depreme dair bilim insanları arasında farklı değerlendirmeler öne çıkıyor. Mühendisi Prof. Dr. , Ana Marmara Fayı'nın yapısının tek parça ve homojen olmadığını belirterek, 7 ve üzerindeki büyüklükte bir depremin olasılığının ciddi şekilde azaldığını ifade etti. 13 Eylül 2026'da CNN Türk'te yaptığı açıklamada, Batı ve Orta Marmara'daki fay hatlarının enerji kaybettiğini ve bu durumun büyük bir depremin olasılığını zayıflattığını vurguladı.

Fay Hattının Yapısı

Prof. Dr. Bektaş, Ana Marmara Fayı'nın 125 kilometre uzunluğunda olduğunu ve parçalı bir kırılma yapısına sahip olduğunu dile getirdi. Bu fay hattı, uzunluğu ve derinliği boyunca her noktada homojen bir şekilde kilitlenmiyor. Dolayısıyla, her bölgede aynı oranda enerjisi üretmiyor. Bektaş, bu noktada yapılan bilimsel çalışmaların, fayın enerji harcadığını ve bunun da fayda biriken stresi azalttığını gösterdiğini belirtti.

Yeni Bulgular ve Olası Etkiler

Son dönemde elde edilen bulgular, fayın tek seferde büyük bir deprem üretme potansiyelini önemli ölçüde düşürdüğünü ortaya koyuyor. Ancak doğanın hareketlerinin kesin olarak tahmin edilemeyeceğini de ekleyen Bektaş, “İhtimali tamamen engelliyor demek yerine, büyük deprem olasılığını çok zayıflatıyor demek daha doğru” ifadelerini kullandı.

Beklentiler

Bilim Akademisi Üyesi Yer Bilimci Prof. Dr. , Marmara'da büyük bir depremin beklendiğini vurguladı. Özellikle Adalar ve Kumburgaz faylarına dikkat çekerek, bu depremin büyüklüğünün 7’nin üzerinde olacağını öngördü. Görür, iki fayın aynı anda ya da kısa aralıklarla peş peşe kırılabileceğini ifade etti. Adalar Fayı'nın yaklaşık 45 kilometre, Kumburgaz Fayı'nın ise yaklaşık 65 kilometre uzunluğunda olduğu belirtiliyor. Adalar Fayı'nın tek başına kırılması durumunda 6 büyüklüğünde, Kumburgaz Fayı'nın kırılması halinde ise 7.2 civarında bir deprem olabileceğini vurguladı. Eğer her iki fay birlikte kırılırsa, depremin büyüklüğünün 7.6’ya ulaşabileceği öngörülüyor.

Olası Kırılmalar ve Etkileri

Prof. Dr. Okan Tüysüz, 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana bölgede büyük bir depremin beklendiğini belirtti. Silivri’den İzmit Körfezi’nin girişine kadar uzanan fay segmentlerinin kırılacağı öngörülüyor. Bu kırılmanın yalnızca yakın çevresini değil, tüm Marmara Bölgesi’ni etkileyeceği ifade ediliyor. Tüysüz, bu kesimde meydana gelecek bir kırılmanın depremin büyüklüğünün 7.2-7.3 civarında olacağını öngördüğünü belirtti.

Hazırlık Gerekliliği

Uzmanlar, asıl tartışılması gereken konunun depremin olup olmayacağı değil, depreme ne ölçüde hazır olduğumuz olduğunu vurguluyor. Tarihsel kayıtlara bakıldığında, Marmara Bölgesi'nde Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde birçok deprem yaşandığı ve bunların bir kısmının 7’nin üzerinde büyüklüğe ulaşarak ciddi yıkımlara yol açtığı görülüyor. Bugün Marmara çevresindeki nüfus ve sanayi yoğunluğunun geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde arttığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle olası bir depremin etkilerinin geçmişteki depremlerden çok daha ağır olabileceği öngörülüyor. Uzmanlar, zaman kaybetmeden hazırlık çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiğini belirtiyor.

Yapı Stoku ve Riskler

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Hızlı Tarama çalışmaları, kentteki yapı stokunun durumunu ortaya koydu. Temmuz 2020 ile Temmuz 2026 arasında 40 bin bina incelendi. Bu binaların 10 bin 432’sinin yüksek, 8 bin 368’inin ise çok yüksek riskli olduğu belirlendi. İncelenen yapıların yaklaşık yarısının D ve E sınıfında, yani yüksek veya çok yüksek riskli olduğu ortaya çıktı. Öncelikli olarak 2 bin 330 binanın yıkımı gerçekleştirildi. Ayrıca, 612 bina için de resmi işlem başlatıldı. İBB’nin 39 ilçeyi kapsayan verilerinde en yüksek risk oranı yüzde 19.07 ile Avcılar’da tespit edildi. Avcılar’ı yüzde 14.59 ile Zeytinburnu, yüzde 8.34 ile Bağcılar takip etti. Bu durum, Marmara Bölgesi'nde olası bir depremin etkilerinin ne denli yıkıcı olabileceğini gözler önüne seriyor.

Sonuç

Marmara'da büyük bir depremin olasılığına dair uzman görüşleri, bölgedeki fay hatlarının durumu ve yapı stokunun riskleri göz önünde bulundurulduğunda, hazırlıkların ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu konuda kamuoyunu bilinçlendirmek ve gerekli önlemleri almak adına daha fazla çalışma yapılması gerektiğini vurguluyor.