Geçtiğimiz ay Türkiye'de kadın cinayetleriyle ilgili endişe verici veriler açıklandı. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu () tarafından yayımlanan rapora göre, ağustos ayında erkekler tarafından 22 kadın cinayeti işlendi. Bunun yanı sıra, 6 kadının ölümü ise şüpheli olarak kaydedildi. Bu cinayetlerde, kadınların 13'ü aile içindeki erkekler tarafından, 3'ü boşandığı veya boşanma aşamasında olduğu erkekler tarafından, 2'si birlikte olduğu erkekler, 2'si ayrıldığı veya reddettiği erkekler ve 2'si tanıdığı bir erkek tarafından hayatını kaybetti. Kadınların yüzde 48'inin 19-35 yaş aralığında olduğu belirlendi. En genç cinayet mağduru 19 yaşında iken, en yaşlısı 74 yaşındaydı.

Cinayetlerin nerede gerçekleştiğine bakıldığında, 18 kadının evlerinde öldürüldüğü görülüyor. Diğer cinayetlerin 6'sı kamusal alanlarda (sokak, park vb.), 2'si ormanlık alanlarda, 1'i sulak alanda ve 1'i de işyerinde meydana geldi. TKDF'nin verilerine göre, 2026'nın ilk 8 ayında erkekler tarafından katledilen 259 kadından 173'ü evlerinde öldürüldü. Bu durum, evin güvenli bir yaşam alanı olma özelliğinin sorgulanmasına yol açıyor.

Kadınların Güvenliği ve Ev

TKDF Başkanı , raporda önemli değerlendirmelerde bulundu. Güllü, "2025 ve 2026 yılı ağustos aylarında kadınların yaklaşık yüzde 64’ünün evlerinde öldürülmesi, kadınlar için evin hâlâ en tehlikeli yerlerden biri olduğunu gösteriyor. Riskin 19-35 yaş grubunda yoğunlaşması, kadınların ayrılma, boşanma, çalışma, bağımsızlaşma ve kendi hayatları hakkında karar verme süreçlerinin özel olarak incelenmesini gerektiriyor" dedi. Bu durum, toplumda kadına yönelik şiddetin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Uygulamada Eksiklikler

Güllü, şiddetin çoğu zaman ilk başvuruda "aile içi anlaşmazlık" olarak algılandığını ve bu durumun sorunu derinleştirdiğini belirtti. Tehdit, ısrarlı takip ve silah bulundurma gibi ölüm riskini artıran göstergelerin standart bir risk değerlendirmesine dönüştürülmediğini vurguladı. Ayrıca, 6284 sayılı kanun kapsamında verilen uzaklaştırma ve koruma kararlarının izlenmesinin yeterince sağlanmadığını ifade etti. uygulayanların silahlarına zamanında el konulmaması, özellikle kamu görevlileri ve ruhsatlı silah sahipleri açısından ölüm riskini artırdığını söyledi.

Güllü, etkili bir soruşturma yürütülmemesi, cezasızlık algısının yaygın olması ve haksız tahrik gibi durumların caydırıcılığı zayıflattığını da belirtti. Güllü, asıl ihtiyaç olarak, her ihbarı ciddiye alan, riski sürekli güncelleyen, faili izleyen, silahı derhal uzaklaştıran ve koruma kararının ihlalini yaptırımsız bırakmayan bir devlet mekanizmasının kurulması gerektiğini savundu. Bu durum, kadınların güvenliğini sağlamak adına büyük bir önem taşıyor ve toplumun bu konuda daha duyarlı hale gelmesi gerektiğini ortaya koyuyor.