İsrail Başbakanı Benjamin , topraklarından yaptığı açıklamada, ülkesinin geniş mimarisine dair önemli bilgiler paylaştı. Bu açıklamalar, dar anlamda bir seçim kampanyası gibi görünse de, geniş bir perspektifte İsrail’in stratejik hedeflerini ortaya koyuyor. Netanyahu, Suriye’nin başkenti Şam’a 40 kilometre mesafeden, Hermon Dağı’ndan Yermuk Nehri’ne ve oradan Akdeniz’e kadar olan bölgeyi kontrol ettiklerini belirterek, bu durumun "eşi benzeri görülmemiş mutlak kontrol" olduğunu ifade etti.

İsrail'in Güvenlik Mimarisi

Netanyahu’nun açıklamaları, İsrail’in güvenlik mimarisini oluşturan üç güvenlik halkasını tanımlıyor:

  1. Birinci halka: Filistin, Lübnan, Suriye ve Ürdün’den koparılacak toprak ve tampon bölgeler. Bu alanlar, İsrail’in güvenliğini artırmak ve çevresindeki tehditleri minimize etmek amacıyla stratejik olarak belirlenmiştir.
  2. İkinci halka: Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile oluşturulacak bölgesel hattı. Bu ittifak, İsrail’in bölgedeki etkisini artırmayı hedefliyor.
  3. Üçüncü halka: Yunanistan, Somaliland ve Hindistan üzerinden geçecek geniş bir daire. Bu daire, İsrail’in uluslararası ilişkilerini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Bu halkalar, İsrail’in bölgedeki güvenlik stratejisini pekiştirmeyi amaçlıyor.

İşbirliği Modelleri

Tel Aviv açısından Doğu Akdeniz’deki işbirlikleri de dikkat çekiyor. İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile enerji işbirliği yaparak, askeri yönü de olan bir ittifak modeli geliştirmiş durumda. Bu bağlamda, İsrail ile Yunanistan arasında “Aşil Kalkanı” savunma anlaşması imzalandı. Ayrıca, Mısır askerleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin askeri geçit törenine katılacak. Bu gelişmeler, bölgedeki askeri işbirliğinin artacağını gösteriyor.

Netanyahu’nun açıklamaları, ABD sponsorluğunda gerçekleştirilen Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Yolu (IMEC) projesinin de önemini vurguluyor. Bu projeler, İsrail’in bölgedeki stratejik konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Tel Aviv açısından bu projeler, bölgesel güvenlik ve ekonomik işbirliğini artırma çabası olarak değerlendiriliyor.

Suriye'deki Durum

Netanyahu, Akdeniz’deki kontrol mesajını verirken, Washington’un bu durumun gerçekliğini sorguladığı da biliniyor. ABD büyükelçisi Barrack, Türkiye ile İsrail’in Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacağını belirtiyor. Ancak, ABD yönetimi Türkiye’ye sürekli olarak “Suriye’de siz kazandınız” diyerek, İsrail’in Suriye’deki kazanımlarını gizlemeye çalışıyor.

Suriye Dışişleri, İsrail’in üslerine yönelik saldırılara karşı, bu üslerin Türkiye’ye kullandırılmayacağını açıkladı. Ayrıca, Suriye Dışişleri, İsrail’in 8 Aralık 2024 öncesi hatlara çekilmesi için ABD arabuluculuğunda görüşmeler yaptığını duyurdu. Bu durum, Şara yönetiminin, Esad yönetiminden farklı olarak Golan Tepeleri’nden vazgeçtiği anlamına geliyor. Yeni Kolombiya hükümetinin “Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıma” kararı, bu çerçevede önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Mekke Paktı ve İttifaklar

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ortak savunma anlaşması, İsrail’in stratejileriyle karşılaştırıldığında önemli bir nokta oluşturuyor. Suudi Arabistan’ın BAE ile, Pakistan’ın Hindistan ile rekabeti, bu durumu gözler önüne seriyor. Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Mekke Paktı’nı, ABD ile ittifaklarını tamamlayan bir model olarak tanımlamaları, yeni bir stratejik denge yaratma çabası olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak, ABD’nin Ortadoğu’da İsrail hegemonyasında bir düzen inşa etme çabalarının karşısında, İran’ın Mekke Paktı’na davet edilmesi gerektiği öne sürülüyor. Bu durum, Mısır ve BAE başta olmak üzere Körfez ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini gözden geçirmesine neden olabilir. ABD’li Senatör Joe Wilson’ın Husilerin Yemen’deki atağı üzerine yaptığı açıklama, Mekke Savunma İttifakı’nın önemini vurguluyor. Bu bağlamda, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti geldiği mesajı, bölgedeki güç dengelerini değiştirebilir.