Türk ekonomisi, son bir haftada hem içten hem dıştan gelen gelişmelerle kritik bir dönüm noktasına geldi. Boğazı'ndaki enerji gerilimi, akaryakıt fiyatlarına sert zamlar olarak yansıdı. Yeni açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) ile yıl sonu tahmini yüzde 28,4'e yükseltildi. , politika faizini yüzde 37 seviyesinde tutarken, rezervlerde 4 milyar dolarlık kayıp yaşandı. Bu gelişmeler, piyasanın enflasyon beklentilerinin yeniden yükselmesine neden oldu ve ekonomik kırılganlığın sürdüğünü ortaya koydu.

Pompada Sert Artış

Haftanın başında akaryakıt fiyatlarında yaşanan artış dikkat çekti. Orta Doğu'daki gerilim ve petrol arzına dair endişeler, Brent petrol fiyatlarını 100 doların üzerine çıkardı. Motorin fiyatı, hafta içinde 7 lira 79 kuruş artarken, 12 Eylül itibarıyla benzine 3 lira 20 kuruş zam yapıldı. İstanbul Avrupa Yakası'nda motorinin litresi 88,98 TL, benzinin litresi ise yaklaşık 80,23 TL'ye yükseldi. Ankara'da motorin 90,11 TL, benzin 81,25 TL; İzmir'de ise motorin 90,38 TL, benzin 81,52 TL seviyesine ulaştı. Bu zamlar, gıda ve beyaz eşya gibi birçok sektörde fiyat artışlarına yol açtı. Akaryakıt fiyatlarındaki bu artış, Türkiye'deki birçok sektörde maliyetleri artırarak, tüketici fiyatlarına yansıyacak. Enerji maliyetlerindeki artış, gıda fiyatlarından beyaz eşya fiyatlarına kadar geniş bir yelpazede etkili olmaya başladı. Bu durum, hanelerin bütçelerini zorlayacak ve enflasyonist baskıları artıracak.

OVP'de Yeni Hesap

Yeni Orta Vadeli Program, 2027-2029 dönemini kapsıyor ve 2026 yılı için büyüme tahminini yüzde 3,3 olarak belirliyor. Yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 28,4'e çıkarıldı. Enflasyonun 2027 yılında yüzde 21'e, 2028'de yüzde 13,5'e ve 2029'da yüzde 9'a gerilemesi hedefleniyor. Ekonominin aynı dönemde sırasıyla yüzde 4,2, yüzde 4,6 ve yüzde 5 büyümesi öngörülüyor. Ayrıca, işsizlik oranının 2027'de yüzde 8'e, 2028'de yüzde 7,8'e ve 2029'da yüzde 7,6'ya düşmesi bekleniyor. Analistler, OVP'deki bu tabloyu, ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde iki hedefi aynı anda yürütmeye çalışacağı şeklinde yorumluyor. Program dahilinde cari açığın milli gelire oranının ise program sonunda yüzde 1,6’ya gerilemesi hedefleniyor. Bu hedefler, ekonomideki dengeleri sağlamak adına önemli bir strateji olarak değerlendiriliyor.

Faizde Bekle-Gör

Merkez Bankası, 10 Eylül'de gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini sabit tutma kararı aldı. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, borçlanma faizi ise yüzde 35,5 seviyesinde kaldı. Analistlere göre, bu kararın metnindeki ton, dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkıyor. Merkez Bankası, son verilerin enflasyonun ana eğiliminde gerilemeye işaret ettiğini belirtirken, enerji fiyatlarının yüksek seyrinin enflasyon görünümünde yukarı yönlü risk yarattığını vurguladı. Bu durum, piyasalarda belirsizliği artırarak, yatırımcıların kararlarını etkileyebilir.

Rezervlerdeki Düşüş

Merkez Bankası rezervlerinde yaşanan düşüş de dikkat çekti. TCMB’nin resmi varlıkları 188,2 milyar dolardan 184,2 milyar dolara geriledi. Bu durum, bir haftada yaklaşık 4 milyar dolarlık kayıp anlamına geliyor. Net rezervler 66,6 milyar dolardan 65,6 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 55,9 milyar dolardan 53,4 milyar dolara düştü. Rezervlerdeki bu gerileme, enerji ithalat maliyetlerinin arttığı ve jeopolitik risklerin yükseldiği bir dönemde daha fazla önem kazanıyor. Ekonomik istikrar açısından rezervlerin durumu, piyasalarda güvenin sağlanması açısından kritik bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Beklentiler Yükseliyor

Haftanın sonunda açıklanan TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi, enflasyon cephesindeki temkinli havayı pekiştirdi. Yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,43'ten yüzde 29,61'e yükseldi. Eylül ayı TÜFE beklentisi ise yüzde 2,08'den yüzde 2,12'ye çıktı. On iki ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 23,70, 24 ay sonrası beklenti ise yüzde 18,32 oldu. Döviz tarafında yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,66'dan 51,57'ye sınırlı gerilerken, 12 ay sonrası beklenti 57,43'ten 58,60'a yükseldi. Cari yıl büyüme beklentisi yüzde 3'e, gelecek yıl beklentisi ise yüzde 3,9'a çekildi.

Bu veriler, piyasalardaki belirsizliklerin ve enflasyonist baskıların arttığını gösteriyor. Ekonomi uzmanları, Hürmüz'deki gerilimin Türkiye'deki enflasyonun seyrini doğrudan etkileyen bir unsur haline geldiğini belirtiyor. Bu durum, enerji fiyatlarının yükselmesiyle birlikte ekonomik dengeyi daha da kırılgan hale getiriyor. Türkiye'nin ekonomik geleceği, bu tür dışsal faktörlerin etkisi altında şekillenecek gibi görünüyor.