Son haftalarda ’den gelen görüntüler, büyük bir felaketin yaşandığını gözler önüne serdi. Dağlar arasından hızla akan su, çamur ve kayalar, önlerine çıkan evleri, yolları ve köprüleri sürükleyerek büyük bir yıkıma neden oldu. 26 Ağustos 2026 sabahında, Nepal’in kuzeyindeki Rasuwa bölgesinde Bhote Koshi Nehri hızla yükselmeye başladı. Taşkın, Trishuli vadisine doğru ilerlerken ardında büyük bir tahribat bıraktı. Doğa olaylarının ilginç bir özelliği vardır: Başladıkları yerde kalmazlar. Meteorolog Edward Lorenz’in 1972’de Brezilya’da kanat çırpan bir kelebeğin Teksas’ta bir hortuma yol açıp açamayacağına dair sorduğu soru, “kelebek etkisi” kavramını ortaya çıkardı. Bu kavram, karmaşık sistemlerde başlangıçtaki küçük bir farkın zamanla bambaşka sonuçlara dönüşebilmesi anlamına geliyor. Dünya, birbirinden bağımsız gibi görünen parçaların oluşturduğu büyük ve öngörülmesi zor bir sistemdir. Bazen dağdan kopan bir buz, kilometrelerce aşağıdaki bir kasabanın yaşamını değiştirebilir. Bazen de dünyanın diğer ucundaki bir yanardağın etkisi, bir yıl sonra Cenevre Gölü kıyısındaki bir odanın penceresine ulaşır.

Tambora Yanardağı'nın Patlaması

Nisan 1815’te, Endonezya sınırları içinde yer alan Sumbawa Adası’ndaki patladı. Bu patlama, yalnızca çevresindeki yerleşimleri yok etmekle kalmadı; atmosferin üst katmanlarına ulaşan kükürtlü gazlar, güneş ışınlarının bir kısmını uzaya geri yansıtan küçük parçacıklara dönüştü. Ertesi yıl, Batı Avrupa ve Kuzeydoğu Amerika alışılmadık bir soğuk yaşadı. Yaz ortasında don görülen bölgeler oldu, yağmur dinmedi ve ürünler yetişmedi. 1816 yılı tarihe “yazsız yıl” olarak geçti. O yaz, Cenevre Gölü kıyısında 18 yaşındaki Mary Godwin, şair Percy Shelley ve Lord Byron ile birlikte birkaç hafta geçirmeyi planlıyordu. Ancak soğuk ve yağışlı hava, onları sık sık eve kapattı. Geceleri hayalet öyküleri okuyor ve yaşamın kökenini, elektriğin ölü dokuyu yeniden hareket ettirip ettiremeyeceğini tartışıyorlardı. Bir gece Byron, herkesin bir korku hikayesi yazmasını önerdi. Mary’nin zihninde önce hiçbir şey belirmedi. Ardından, uykuyla uyanıklık arasında, cansız bir bedene yaşam vermeye çalışan solgun bir öğrenciyi gördü. Bu görüntü, zamanla veya Modern Prometheus’a dönüştü. Roman, 1818’de yazarının ismi belirtilmeden yayımlandı.

Mary Shelley'nin Yaşamı ve Eserleri

Frankenstein, ’yi tarihine yerleştirdi ancak yaşamını bir başarı hikayesine dönüştürmedi. Dört yıl sonra eşi Percy Shelley, bir deniz kazasında hayatını kaybetti. Mary, İngiltere’ye döndü ve oğlunu büyütmeye başladı. Yeni kitaplar yazdı ve eşinin eserlerini yayıma hazırladı. Uzun süren sağlık sorunlarının ardından 1851’de, henüz 53 yaşındayken, doktorunun beyin tümörü olduğunu düşündüğü bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Mary Shelley’nin yarattığı hikâye ise yaşamaya devam etti. Buradan, “Tambora olmasaydı Frankenstein yazılmazdı” sonucu çıkarmak doğru değildir. Romanın ardında dönemin elektrik deneyleri, yaşamın sırrına duyulan merak, Mary’nin yaşadığı kayıplar ve olağanüstü bir edebiyat çevresi vardı. Yanardağ, kitabı yazmadı ama kitabın doğduğu odanın ışığını değiştirmiş olabilir. Tambora’nın hikayesi, dünyanın birbirinden uzak parçalarının aynı sistem içinde bağlı olduğunu gösteriyor. Bir yanardağ, onu hiç görmemiş insanların tarlalarına, sofralarına ve hayallerine ulaşması için yaklaşık bir yıl sürmüştü. Nepal’de yaşananlar, aynı gerçeği çok daha acı bir biçimde hatırlatıyor. Bir olayın başladığı yer ile sonuçlarının görüldüğü yer her zaman aynı değildir. Nepal’deki felaketin yıllar sonra dünyanın başka bir köşesinde bir romana, filme ya da klasikleşecek bir esere dönüşüp dönüşmeyeceği bilinemez. Ancak, uzak coğrafyalardaki hareketlerin er ya da geç yaşamlarımıza bir biçimde dokunacağı kesindir. Bazen bir felaket nehir boyunca ilerler, bazen atmosferin içinde. Kimi şehirleri yıkar, kimi henüz yazılmamış hikâyelerin gökyüzünü değiştirir. Çünkü doğanın cümlesi, başladığı yerde bitmez. Bu nedenle, doğa olaylarının sonuçları, bazen beklenmedik şekillerde ortaya çıkabilir ve yaşamlarımızı derinden etkileyebilir.