(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı , Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı 'nin terör örgütü PKK'nın lideri için İmralı'da bahçeli ve iki katlı bir ev hazırlandığına dair yaptığı açıklamalara karşı sert bir tepki gösterdi. Dervişoğlu, bu durumun infaz hukukunu nasıl etkilediğini sorgulayarak, "Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?" ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, Bahçeli'nin gazeteci Nagehan Alçı'ya yaptığı açıklamaları değerlendirerek, bu tür bir uygulamanın hukuki dayanağını sorguladı. Türkiye Cumhuriyeti'nde hiç kimsenin, hüküm giydiği suç ne olursa olsun, kanunda öngörülenden daha ağır bir muameleye tabi tutulamayacağını vurguladı. Dervişoğlu, aynı ilkenin hükümlülere kanunun öngördüğünden daha hafif ve ayrıcalıklı bir muamelenin keyfi biçimde uygulanamayacağı anlamına geldiğini belirtti.

İnfaz Hukuku Kişiye Değil, Kanuna Göre İşler

Dervişoğlu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazının Türk Ceza Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da düzenlendiğini ifade etti. "İnfaz hukuku kişiye değil, kanuna göre işler. Türk Ceza Kanunu ve 5275 sayılı Kanun hükümleri, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının nasıl infaz edileceğini belirler. Bu hükümler, ölüm cezası yerine ikame edilmiş en ağır cezanın, kanun koyucunun iradesiyle çizilmiş sınırlarıdır. Bu sınırların dışına çıkmak, hangi gerekçeyle olursa olsun, kanunsuz infaz anlamına gelir," dedi.

Bahçeli'nin Tanımı Mevzuatta Yer Almıyor

Dervişoğlu, Bahçeli'nin tarif ettiği konutun mevzuatta karşılığının bulunmadığını savunarak, "Bahçeli'nin tarif ettiği; bahçeli, iki katlı, ofis ve yaşam alanı ayrımı yapılmış, akrabaların yerleşebileceği bir konut, bu maddelerin hiçbirinde karşılığı olmayan bir uygulamadır. Hükümlüyle birlikte süresiz biçimde aynı çatı altında yaşanması, kanunun tanımladığı ziyaret rejiminin ötesine geçer. Bu ortak ikamettir ve infaz hukukunda buna cevaz veren tek bir hüküm yoktur," ifadelerini kullandı.

Terör Hükümlüsü Devlete Karşı Statü Pazarlığı Yapıyor

Dervişoğlu, Bahçeli'nin açıklamasının daha vahim kısmının, Öcalan'ın söz konusu evde yaşamayı bir şarta bağladığı iddiası olduğunu belirtti. Dervişoğlu, "Bahçeli'nin anlatımına göre şartı koyan terör hükümlüsüdür. Hükümlüye zaten hukuki dayanağı olmayan bir konfor alanı sunuluyor fakat o bunu bile yetersiz bulup, 'Çerçeve Yasa'nın kurulları işlemeye başlasın, ben o kurullarda görev almaya başlayayım, ondan sonra eve geçerim' diyerek devlete karşı bir statü pazarlığı yürütüyor. Bir hükümlünün resmi kurullarda görev yapması, infaz mevzuatının ruhuyla zaten açıkça çelişmektedir. Böyle bir görev verilmesi hukuken mümkün değildir. İkincisi ve daha da vahim olanı, bir hükümlünün kendisine tanınan imkanı bile beğenmeyip, resmi bir statü elde edene kadar devletin teklifini askıya alması, akılla açıklanabilir bir durum değildir. Normal şartlarda infaz rejimini devlet belirlerken, burada hükümlü, belirleyen taraf konumuna geçmiştir," şeklinde konuştu.

Hukuktan ve Devletten Geriye Ne Kalmıştır?

Yaşananların bir pazarlık yürütüldüğünü gösterdiğini ileri süren Dervişoğlu, açıklamasını şöyle tamamladı: "Bir terör hükümlüsünün, devletin kendisine sunduğu imkanı reddedip karşılığında resmi statü talep edebilmesi ve bunun kamuoyuna bir siyasetçi tarafından gayet sakin bir üslupla aktarılması, infaz hukukunun değil, bir pazarlık masasının kurallarının işlediğini göstermektedir. Sorulması gereken soru artık 'Bu ev hangi kanuna dayanıyor?' sorusunun ötesine geçmiştir. Soru şu: Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?