Havzası'nda gerçekleştirilen bir analiz, Brezilya, ve Bolivya'daki toplam 951 yerleşimin riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Özellikle nehir kenarlarında yaşayan topluluklar, beslenmelerinde balığın önemli bir yer tutması nedeniyle bu kirlilikten en fazla etkilenecek gruplar arasında yer alıyor. Cıva kirliliğinin başlıca sebeplerinden biri, Amazon bölgesindeki altın madenciliği faaliyetleridir. Altın ayırma işlemlerinde kullanılan cıva, çevreye karıştığında nehir sistemlerine ulaşabiliyor. Bu ağır metal, besin zincirine girdiğinde balıkların vücudunda birikiyor ve bu balıkları tüketen insanlara kadar taşınabiliyor.

951 yerleşim risk altında

Araştırmacılar, Amazon bölgesindeki cıva kirliliğini daha iyi anlayabilmek amacıyla faaliyetlerinin bulunduğu alanlar ile nehirleri ve yerleşim noktalarını bir arada değerlendirdi. Çalışmanın sonucunda, üç ülkede toplam 951 yerleşimin potansiyel cıva maruziyeti açısından riskli bölgelerde bulunduğu belirlendi. Sorunun yalnızca madencilik alanlarıyla sınırlı olmadığı dikkat çekiyor. Nehirler, madencilik bölgelerinden yayılan cıvanın kilometrelerce uzağa taşınmasına neden olabiliyor. Bu nedenle, doğrudan madencilik yapılmayan bazı bölgelerde yaşayan topluluklar da kirlenmiş balıkları tüketmeleri halinde cıvaya maruz kalabiliyor.

Cıva suya ulaştıktan sonra mikroorganizmaların etkisiyle metilcıva adı verilen daha tehlikeli bir forma dönüşebiliyor. Metilcıva, küçük su canlılarından balıklara, ardından daha büyük yırtıcı balıklara geçerken besin zinciri boyunca birikiyor. Bu durum, özellikle sık ve fazla miktarda balık tüketen nehir kıyısındaki topluluklar için riski artırıyor.

En büyük risk balık tüketiminden kaynaklanıyor

Amazon bölgesinde yaşayan birçok yerli ve nehir kıyısı topluluğu için balık, günlük beslenmenin temel protein kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, cıva kirliliğinin yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda insan sağlığını da tehdit eden bir mesele olduğu ifade ediliyor. Uzun süre yüksek düzeyde metilcıvaya maruz kalmanın, özellikle sinir sistemi ve beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olabiliyor. Hamileler ve çocuklar, bu etkiler açısından daha hassas gruplar arasında bulunuyor.

Araştırmacılar, hazırlanan risk haritasının hangi bölgelerde daha ayrıntılı su, balık ve insan sağlığı incelemeleri yapılması gerektiğini belirlemeye yardımcı olabileceğini vurguluyor. 951 yerleşimin risk altında gösterilmesi, bu bölgelerin tamamında insanların zehirlendiği anlamına gelmiyor; çalışma, cıvaya maruz kalma ihtimalinin yüksek olduğu noktaları belirleyerek öncelikli izleme alanlarını ortaya koyuyor. Bu bağlamda, cıva kirliliğinin etkilerinin azaltılması için daha fazla araştırma ve izleme yapılması gerektiği düşünülüyor. Ayrıca, yerel toplulukların bilinçlendirilmesi ve sağlık taramalarının artırılması, bu sorunun çözümünde önemli bir adım olabilir. Cıva kirliliği, sadece çevresel bir tehdit değil, aynı zamanda insan sağlığı açısından da ciddi sonuçlar doğurabilecek bir durumdur.